Simya
Simya veya Alşimi (Arapça’daki “alkheemee” kelimesinden gelir, İngilizce’ye “alchemy” olarak geçmiştir). Alşimi sözcüğünün etimolojisine bir bakalım: Sözcüğün “al” hecesi Arapça artikel, eski deyimle harf-i tariftir, takip eden “chemy” ise Mısır’ın orijinal ismi olup “siyah toprak” anlamına gelir.
Söylenildiğine gore simyanın büyük hakikatleri ilk defa Hermes Trismegistro tarafından keşfedilmiştir. Zosimos’a göre, Hermes, kendisine şeytanlar tarafından aktarılan, Alşimi ilkelerini tabletlere yazmıştır. Bu tableterden ikisi, yani Menfis ve Zümrüt Tablet, çok önemlidir. Menfis Tableti’nin , Menfis yakınında bir kaya üzerinde bulunmuş olduğu ve üzerinde Yunan ve Koptik dillerinde şöyle yazılmış olduğu söylenir:
“Yukarıda cennet, aşağıda cennet; yukarıda yıldızlar, aşağıda yıldızlar. Yukarıda ne varsa aşağıda da o vardır. Bunu kabul et, sana mutluluk getirecektir. “
Zümrüt Tablet’e gelince, efsaneye göre Büyük İskender, Hermes’in mezarı yanında bulmuştur. Batı bu tabletten MS 1200’de haberdar olmuştur. Özetle, serbest tercümesine göre şöyle denilmektedir:
“Hakikattir, sarihtir ve her şeyin en hakikisidir: O ki yukardadır iç kısmında Tabiatı taşır. Tabiattan tekrar yükselir. Bu ikisini birbirine bağlıyacak bir yol vardır. Bu birleşmede kırmızı güneş baba, beyaz ay anne. Bunları takiben, üçüncüsü, ateşli (kızgın) hükümdar. Kalını ince yap ve sonra tekrar kalın yap. Böylece Dünyanın şanına sahip olursun”
Simyacılar, evrenin tek bir maddeden oluştuğuna ve yedi tür metalin bu ana maddeden gezegenlerin etkisiyle türediğine inanırlarmış. Bunlara göre temel metalleri altına çevireceğini sandıkları öz maddeye Felsefe Taşı adını vermişlerdir. Özden oluşan yedi metal, Güneş’in etkisiyle türeyen altın, Ay’ın etkisi ile türeyen gümüş, Merkür ile cıva, Satürn ile kurşun, Jüpiter ile kalay, Mars ile demir, Venüs ile bakır olarak sıralanır. Bunlardan ilk ikisi soy diğerleri ise soy olmayan metaller sayılır.
Günümüzde simya, mistik, ezoterik ve sanatsal yönleri nedeniyle bilim tarihçileri ile filozofların ilgi alanına girmektedir. Simya, modern bilimin temelini atan disiplinlerden biridir ve günümüz kimya ve metalürji endüstrilerinde kullanılan birçok madde ve işlem eski dönem simyacılarının keşfidir.

Simyacıların gümüş için kullandığı sembol.
Günaydın :) Yarışmamız bugün başlayacak. Takipte kalın :)
DOLUNAY DAVRANIŞLARIMIZI ETKİLİYOR MU?
Dolunay zamanı kültürel öğelerin de etkisiyle kurt adamlar, cinayetler, seri katiller ve uğursuzluklarla bağdaştırılır. Oysa yapılan bilimsel araştırmalar öyle gösteriyor ki popüler inanışın aksine dolunay zamanlarının davranışlar üzerinde herhangi bir özel etkisi bulunmuyor. Konu üzerine uzun yıllar araştırmalar yapmış Kanadalı psikolog Ivan Kelly, yapılan çalışmaların birbiriyle tutarlılık göstermediğini ve dolunayda davranışların değiştiğine yönelik sonuç veren her çalışmaya karşılık aksi tezi savunan bir diğerinin de mutlaka bulunduğunu söylüyor.
Çılgın Köpekler?
2000 yılında biri İngiltere, diğeriyse Avustralya Sydney’de yapılan iki farklı çalışma dolunay zamanında köpek saldırısına uğradığı şikâyetiyle hastaneye başvuran hasta sayılarıyla normal dönemlerdeki başvuruları karşılaştırmış. Simon Chapman tarafından yürütülen Avustralya’daki çalışma sonucunda köpek saldırıları ve dolunay zamanı arasında anlamlı bir ilişki bulunamazken, Chanchall Bhattacharjee ve araştırma grubu İngiltere’deki çalışmalarında dolunay zamanında köpek saldırılarının iki katına çıktığını gözlemlemişler.
Bu çelişkili sonuçları değerlendiren Washington Üniversitesi’nden psikolog Eric Chudler, suç oranları, polis tutuklamaları, ve intihar davranışlarında da dolunay zamanının anlamlı farklar yaratmadığına parmak basmış. Chudler, bilim tarafından desteklenmemesine rağmen insanların halen dolunay zamanındaki suçları ve trafik kazalarını dolunayın etkisine bağlamakta ısrar ettiklerine dikkat çekiyor.
Chudler, popüler inanışın halen dolunayda davranışlarımızın değiştiği yönünde olmasını seçici hafızayla açıklıyor. Dolunay zamanında olağanüstü bir şeyler olduğu zaman insanlar bunu ayın durumuyla bağdaştırma eğilimi gösteriyorlar ve zihinlerine o şekilde kodluyorlar. Oysa örneğin, dolunay dışında bir zamanda işlenmiş herhangi bir cinayet durumunda ayın durumunu görmezden geliyorlar. Chudler’a göre bu yanlış inanışın bir diğer nedeniyse birbiriyle ilişkili olmayan olaylar arasında neden sonuç ilişkileri kurmak. Olumsuz bir olayın dolunay zamanında gerçekleşmiş olması, o olaya neden olan durumun dolunay olmasını gerektirmiyor.
Sonuç olarak, dolunay konusundaki düşüncelerimiz filmlerdeki kurt adam senaryoları ve medyanın da etkisiyle popüler etkilerden kurtulamasa da yapılan bilimsel çalışmalar dolunayın kişilik ve davranışlar üzerinde herhangi bir etkisinin bulunmadığına işaret ediyor.
(http://www.biltek.tubitak.gov.tr/gelisim/psikoloji/biliyormusunuz.htm#dolunay)
“Ametist Şubat ayının doğum taşıdır. Ayrıca Balık, Koç, Kova ve Yay takımyıldızlarıyla bağdaştırılmıştır.
Mısır kraliyet hanedanları tarafından sevilen ametist genel olarak oymalarda kullanılırdı.
Eski zamanlarda ametist dindarlığın ve bekaretin sembolü olarak görülürdü. Bu nedenle Orta Çağ boyunca Katolik Kilisesi ve diğer dini grup ve kiliselerde, özellikle oymalarda fazlasıyla kullanılmış ve değer verilmiştir. Aynı nedenlerle piskoposlar için de özel bir önem arz etmiştir.
Leonardo Da Vinci ametistin şeytani, günahkar düşünceleri dağıttığı ve zekayı canlandırdığını yazmıştır.
Ametistin adını Yunanca a, “değil” (olumsuzluk eki) ve methuskein, “sarhoş etmek” kelimelerinden aldığı söylenir. Bunun nedeni eski zamanlarda yaygın olan taşın sahibini sarhoşluktan koruduğuna dair inançtır. Ametistten yapılmış bir kase veya kupadan şarap içmenin kişiyi sarhoş etmeyeceğine inanılıyordu.
Tibet’te ametist taşı kutsal sayılır.”
Gümüş takılardaki “925” damgası, ‰925 saf gümüş içerdiklerini ve bunun darphane tarafından onaylanmış olduğunu gösterir.
“Divan şiirinde incinin oluşumu nisan yağmurlarının yağmasına bağlanmıştır. Rivayete göre, istiridye kabuklarını açınca, yağmur tâneleri içeri alınır ve incinin ortaya çıkmasına sebep olur.”
“Yakut ve Altay Türkleri’nde yaşam ağacına Dünya Ağacı da denir. Eski Türk geleneğine göre, bu, Dünya’yı ortasından (göbeğinden) öte-âleme ve Demir-Kazık Yıldızı’na bağlayan, dalları vasıtasıyla şamanlara yeryüzünden yüksek âlemlere yolculuk yapma olanağı sağlayan bir ağaçtır. Buna Demir Ağaç da denir.” (http://tr.wikipedia.org/wiki/Yaşam_ağacı)


